Ara

Ölüm ve Sonrası

Ölüm ve Sonrası hakkında çok fazla alegori vardır. Ama gerçekten öldükten sonra ne olacak?

İlk önce şunu ayırt edebilmek gerekli. Ölüm sadece fiziksel ölümdür, ruhen bir ölüm gerçekleşmemektedir. (En azından ruhun ölümü çok zordur. Yazının ileri ki kısımlarında bahsedeceğim.)


İlk önce insanların yaşadığı "biçime" göre öldükten sonra ne olacağından bahsedelim.


Kişi Satanist değilse

bir süre astral düzlemde korumasızca dolanmak, enerji ve ilerleme kaybetmek ve sonunda reenkarne olmak (İbrahimi inançlara dahil olsun, olmasın çoğu insan reenkarne olur; zira ruhları Yahweh’i takip ettiği takdirde eninde sonunda yenilecek insanlar bile tamamen uysallaştırılana kadar “terbiye edilir” diyebiliriz.).


Kişi ağır Materyalist ise

ömür(ler) boyunca ruhunu besleyecek ruhani pratikleri (Güç Meditasyonu, yoga, vesaire) ihmal ettiyse veya Budizm gibi en nihai amacın ruhani intihar olduğu bir inancı takip ediyorsa (zira “Nirvana” kelime anlamı olarak “sönmek” demektir ve günümüz Budizm’indeki “en nihai amaç” yok olmaktır) ölüm gerçekleştikten sonra kişinin ruhunu bir araya getiren enerji ve elementlerin etere dağılması suretiyle kişinin her şekilde ve anlamda yok olması.


Eğer kişi İbrahimi inançlara kendini tamamen kaptırmış ise

tamamen pasif ve uysallaştırılmış bir “kul” ise en sonunda “Cennet“e alınması; yani ruhunun tamamen soğrulup bir enerji kaynağı olarak kullanılması. Kişi açısından bir yukarıdaki olasılıktan pek bir farkı yoktur; zira “Cennet“te kişisel duygular, dolayısıyla da kişilik ve farkındalık yoktur. Kişi yok olur. Yiyip sindirdiğiniz yemeği düşünün, o olur.


YHWH(Allah) bir küp şeklindedir. Astral düzlemde de ona rastlamak gayet mümkündür. İslam ve diğer ibrahimi inanç kolektiflerinin hepsinde Cehennem/Hell sonsuz azap, ateş, işkence ve "Dipsiz çukur" ((Ki Cehennem ismi arapça da "Dipsiz Çukur" anlamına gelmektedir.))olarak adlandırılır. Ama gerçekte böyle değildir. Cehennem/Hell (Yani gerçek ismiyle Dua't) Tanrılarımızın yaşadığı bir gezegendir. Ve İbrahimi inançlarda yansıtılan şeylerle hiçbir alakası yoktur.


Cennet olarak adlandırılan kavram ise aslında gerçek bir yer değildir. İbrahimi inançlara kendini fazla kaptırmış insanlar bu küpe dahil olurlar. Biraz yukarda YHWH'in(Allah) küp şeklinde olduğunu söylemiştik. Kişinin ruhu bu küpe dahil olduğu zaman sonsuza dek sömürülmeye mahkumdur demektir. Yani cennet olarak adlandırılan yer aslında Küp'ün (YHWH/Allah) içidir. Orada kısmen halüsinasyon görüyorsunuz desek pek de yanlış olmazdı açıkçası.


Eğer kişi Satanist ise

Du’at’a eskort edilmek ve burada ruhların korunacağı ve “solmalarının” ve zayıflamalarınn engelleneceği bir yerde tutulmak. Sonra gerek gezegensel yerleşimler, gerekse de dünya şartları uygun olduğu vakit insanlığın özgürlüğü adına savaşmamız için ve Tanrılığa ulaşma yolunda ilerlememiz için en uygun şartlara sahip şekilde stratejik olarak reenkarne edilmek. Aynı zamanda Satanistlerin ruhlarının koruma altında olduğu için dışarıdan olanlar kadar çok bilgi ve güç kaybına uğramamak. Benzetme yapacaksak gelişirken belli (ve dışarıdakilere kıyasla daha “sık”) “checkpoint”lerimiz var da denebilir, bu sayede reenkarne olduktan sonra daha az şey kaybediyoruz.


Veya
  • Şeytan’ın yolunda emin adımlarla ilerlemek, ruhani pratiklerini aksatmamak, her geçen gün güçlenmek ve en sonunda Tanrıların içimize işlediği şekilde nihai amacımıza ulaşıp Magnum Opus’u (Latince “Büyük Uğraş/Yapıt”, “The Great Work“) tamamlamak, fiziksel ölümsüzlüğe ulaşmak, bu surette Samsara‘dan, rötar’dan ebediyen kurtulmak ve Tanrılarımızın arasına katılmak.



Ne olursa olsun insanlar genel olarak reenkarne olur. En azından kendine satanistim diyen ama satanizm ile hiçbir ilgisi olmayan inanç sistemlerinde ki(Teistik Satanizm) sanılan gibi reenkarne Şeytan'a ait bir olgu değildir. Yani insanları reenkarne edip etmemeye Şeytan karışmaz. Reenkarne bir evren yasasıdır. Fakat Magnum Opus'un 2.seviyesine gelmiş herkes Şeytan tarafından reenkarne edilir. Yeterince gelişmiş ruhlar reenkarne edileceği hayatı seçebilirler.


Şimdi, İbrahimi “tanrı” veya Yahweh’den bahsederken bunun tek bir varlık olmadığını bilmek gerekmektedir. Yahweh, hem kendi yarattıkları İslam ve Hristiyanlık gibi inançları kullanarak insanlığı sömüren insanlık düşmanı varlıkları (buna hem uzaylılar, hem de “melek”ler gibi “ruhani” varlıklar da dahildir), hem de İbrahimi programları takip edip insanların tapındığı ve öldüklerinde ruhlarının sömürüleceği “yapı”yı tanımlamak için kullanılır. Yani hem bir kolektif, hem de insan ruhlarının gittiği ve soğrulduğu araba aküsü enerjetik yapıdır. Fotoğrafçılığın kamunun rahatça erişebileceği açıklıkta olmasından çok önce düşman uzaylılarla ve doktrinleriyle çok haşır neşir olduğu bilinen “okültist” Aleister Crowley de bir melek portresi olduğuna inanılan bir resim çizmiştir. Ve resim tıpatıp klasik bir Gri uzaylı resmidir. Bu 1917 civarlarında oldu, yani şehir efsanelerinden çok önce. Griler de insanlıktan nefret eden düşman kollektifinin bir parçasıdır.


Ölüm itibariyle fiziksel bedenlerini terk edip “ışığa” giden ruhların aksine Şeytan kendisinden olanlara karşı son derece sorumlu ve koruyucudur. Satanik ruhları Hell/Du’at’a götürmesi için Demon’lar gönderir. Bunun sebebi bu ruhları düşmana ait olan, boğucu, sıkıcı “ışık”tan korumak içindir. Elbette burada ışığın kötü olduğu gibi bir imada bulunmuyoruz, ama genel olarak düşman yaydıkları ölümcül, baskıcı ve hasta edici enerjileri maskelemek için kör edici seviyede ve dikkat edilirse yapmacık olduğu çok kolayca anlaşılacak, floresan bir “ışık” ve genelde de “sevgi” hissi yayar. Ama Şeytan’ın ve Demon’larının böyle aldatmacalara ve baskılara ihtiyacı yoktur. Şeytan’ın Hell’i de, tıpkı zaten kişinin sadece özgür iradesiyle katılabileceği Şeytan’ın dini kadar güvenli ve destekleyicidir.


Belki Satanistler olarak biraz taraflı olabiliriz ama son seçenek en iyisi gibi geliyor. Yan gelip yatmak kadar “kolay” veya kısa dönemli bir şey değil elbette, bu derece bir ruhani gelişim uzun yıllar ve hatta ömürler alabilir; ama ömürler bile sürse bu ömürler arası ne boş geçiyor, ne de her şeyi kaybediyoruz. Satanizm sadece amacı ve hedefimizi gördüğümüz bir maraton değil, aynı zamanda her adımda karşılaştığımız güzelliklerin (ve hatta bazen yaşadığımız zorlukların da) de tadını çıkarabileceğimiz hafif bir koşudur. Vaktiniz bol, dostunuz bol, bu yolda yeterince ilerlerseniz düşmanınız da bol. O yüzden hem her şeyin farkında olarak ilerleyin, hem umutsuzluğa kapılmanız için herhangi bir sebep olmadığını bilin, hem de ilerlemenizin her adımının tadını çıkarın.





76 görüntüleme0 yorum